Kimse Görmüyorken Nasıl Birisin?

İyilik Öğretilir mi, Yoksa Seçilir mi?
Otomatik Portakal kitabında insanın iyilikle ilişkisine dair çok temel bir soru var:
“İyilik zorlamı öğretilir, yoksa insan kendi seçimiyle mi iyi olur?”
Bu soru ilk bakışta çocuk yetiştirmekle, doğru ve yanlışı öğretmekle ilgili gibi geliyor. Ama biraz düşününce mesele büyüyor. Çünkü hepimiz çocukken neyin doğru, neyin yanlış olduğunu öğreniyoruz.
Yalan söyleme. Kimseyi incitme. Haksızlık yapma. Yardım et. Paylaş. Özür dile. Saygılı ol.
Bunları öğreniyoruz. Sonra büyüyoruz.Fakat büyüdükçe öğrendiğimiz doğruları gerçekten uyguluyor muyuz?
Hatta bazen doğru olanı gerçekten doğru olduğuna inandığımız için değil, başkaları bizi iyi biri olarak görsün diye yapıyoruz. İnsanların yanında daha dikkatli davranıyoruz. Kimse görmediğinde ise aynı hassasiyeti göstermeyebiliyoruz. Çünkü iyi görünmekle iyi olmak arasında büyük bir fark var.
Bir insanın gerçekten nasıl biri olduğunu, başkalarının onu nasıl gördüğünden çok, kimsenin görmediği anlarda ne yaptığı gösteriyor. Alkışlanmadığında, kimse teşekkür etmediğinde, yaptığı iyiliği anlatma fırsatı olmadığında nasıl davranıyor? Mesele burada başlıyor.
Bize öğretilen doğrular önemli. Ama bir noktadan sonra öğrendiklerimizin arasından neyi gerçekten hayatımıza koyacağımıza kendimiz karar veriyoruz. Karakter de burada oluşuyor.
Psikoloji açısından baktığımda bu konu beni daha da fazla düşündürüyor. Çünkü insan davranışının arkasında çoğu zaman tek bir sebep yok. Çocukluk deneyimleri, öğrenilmiş davranışlar, bağlanma biçimleri, korkular, reddedilme deneyimleri ve kişinin çevresinden gördüğü davranışlar yetişkinlikte nasıl davrandığını etkileyebiliyor.
Örneğin çocukken hata yaptığında ağır tepki gören biri, yetişkin olduğunda gerçeği söylemek yerine kendisini korumayı öğrenmiş olabilir. Bunları bilmek insan davranışını anlamamıza yardımcı oluyor.
Benim de insanlarla ilgili en çok yaptığım şeylerden biri bu. Birinin davranışını gördüğümde sadece yaptığı şeye bakmıyorum. Neden yaptığını düşünmeye başlıyorum.
“Acaba neden böyle davrandı?” “Bunu gerçekten yapmak istedi mi?” “Geçmişinde buna sebep olacak bir şey mi yaşadı?” “Kendisini korumaya çalışıyor olabilir mi?”
Bazen karşımızdaki insanın davranışını anlamaya çalışırken kendimizi onun tarafında bulabiliyoruz. Hatta yaptığı şeyi açıklamaya çalışırken, fark etmeden onu savunmaya başlayabiliyoruz.
Ama burada kendimize sormamız gereken başka bir soru var: Gerçekten her davranışın arkasında bizim bulmamız gereken bir sebep mi var?
Her kötü davranışın altında çözülmemiş bir travma, çocukluk yarası ya da fark edilmeyen bir korku olmak zorunda değil. Bazen insan ne yaptığını biliyor. Bazen bir insan, karşısındakini kıracağını bile bile kırıyor.
Yanlış olduğunu bildiği halde yapıyor. Biz ise onun neden böyle davrandığını anlamaya çalışırken, onun davranışının sorumluluğunu da üzerimize almaya başlıyoruz. Oysa bir davranışın nedenini anlamak, o davranışı haklı çıkarmıyor. Birinin geçmişinde zor şeyler yaşamış olması, bugün başkalarına zarar verme hakkı olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü insanın geçmişi bazı davranışlarını açıklayabilir. Ama yetişkin olduğunda ne yapacağını seçme sorumluluğu tamamen ortadan kalkmıyor. Hepimizin geçmişi var. Hepimizin kırıldığı, kızdığı, haksızlığa uğradığı, yanlış öğrendiği şeyler var. Ama bunların hepsi bizi aynı yere götürmüyor.
Kimi insan yaşadığı kötülüğü başkasına yapıyor. Kimi insan ise “Ben bunu yaşadım, başkasına yaşatmayacağım.” diyor.
Yazarın sorusu tam olarak burada önem kazanıyor: İyilik bize öğretildiği için mi iyi oluyoruz, yoksa doğru olanı bildiğimiz halde yanlış olanı yapmama kararını kendimiz mi veriyoruz?
Çünkü bir çocuğa iyiliği anlatabilirsin. Ona kuralları öğretebilirsin. Ceza verebilirsin. Ödüllendirebilirsin. Toplum da bize yıllar boyunca neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlatabilir. Ama kimse bakmıyorken ne yapacağımızı her zaman başkaları belirleyemiyor. Orada seçim bize kalıyor. Ve insanın karakterini asıl gösteren yer de tam olarak orası. Kimse görmüyorken. Kimse bilmeyecekken. Yaptığımız şeyin bize hiçbir faydası olmayacakken. Karşımızdaki insan bize karşılık veremeyecekken. O anda nasıl davranıyoruz?
Benim için bu sorunun cevabı, insanın iyi olup olmadığını anlamaya çalışırken bakılacak en önemli yerlerden biri.
Peki sen hiç kendine şu soruyu sordun mu?
Kimse seni görmüyorken nasıl birisin?






Yorumlar