Belirsizlikle Yaşamak: Kendimle Bitmeyen Mücadelem
- Emine 🖊

- 11 Eki 2025
- 2 dakikada okunur

Bazen insanın en büyük sınavı dışarıdan değil, kendi içinden gelir. Benim için bu sınavın adı belirsizlik. Yıllardır onunla boğuşuyorum ve hâlâ çoğu zaman yenik düşüyorum.
Hayatın öngörülemez olduğunu hepimiz biliyoruz. Hiçbirimiz yarınımızın kesinliğini göremeyiz. Teslimiyetin nasıl bir şey olduğunu biliyorum aslında. Ne kadar huzur verdiğini, insanın içini nasıl yumuşattığını da… Ama bildiğimi hissedemediğim anlar oluyor. Bilmek başka orada kalabilmek bambaşka. Ne kadar çabalasam da bazen, bazı konularda orada tökezliyorum. Bir şeyleri bilmek tek başına yetmiyor.
Bir planım bozulduğunda, bir bekleyiş uzadığında ya da yanıtını bilmediğim bir soru zihnimi kemirdiğinde hâlâ içimde eski o tanıdık huzursuzluk yükseliyor. Bazen bu duyguyu çocukluğumdan taşıdığımı düşünüyorum. Belki de hayatın erken yıllarında öğrendiğim bir şeydi. Ne olacağını bilmediğinde, her an hazırlıksız yakalanabilirsin. Bu yüzden hep bir sonraki adımı önceden görmek istedim, kontrol etmeye çalıştım. Ama hayatın gerçeği, hiçbir zaman bütünüyle bilinemeyeceği.
Belki de mesele belirsizliği yok etmek değil, onunla yaşamayı öğrenmektir. Çünkü hayat belirsizliğiyle var. Hayatın bana getirdiği pek çok şey aslında önceden planladıklarım değil, beklenmedik zamanlarda karşıma çıkan, hazırlıksızken beni dönüştüren şeylerdi. Dönüp bakınca fark ediyorum ki aslında belirsizlik, düşündüğüm kadar kötü değil. Aksine çoğu zaman büyümemi sağlayan öğretmen olmuştu.
Ama yine de bu fark ediş bunu kolaylaştırmıyor. Hâlâ karanlıkta ilerliyormuşum gibi hissettiğim oluyor. Hâlâ içim netlik arayan bir çocuğun sabırsızlığıyla dolu. Hâlâ “Her şey yoluna girecek mi?” sorusunun cevabını hemen öğrenmek istiyorum.
Bunu itiraf etmek kolay değil ama yıllardır değişmeyen bu yanım bazen umudumu da tüketiyor. Değişmek için çabalayıp da aynı yerde kalmak insana büyük bir yorgunluk veriyor. Sanki kendimi hep yarım bırakıyormuşum gibi. Kimi zaman bu yönümü bir zayıflık gibi görüp kendime kızıyorum. “Artık değişmelisin.” diyorum. Ama sonra düşünüyorum: belki de bu tamamen yok edilecek bir özellik değil. Belki de mesele, onunla daha barışık yaşamayı öğrenmek. Çünkü insan, her zaman güçlü görünmek zorunda değil. Kırılganlık da insan olmanın bir parçası. Ve hiçbir kimse tam olamaz; bir eksiği, bir zayıf yönü mutlaka olacaktır. Ve benim eksiğim de, hayatım boyunca en çok zorlandığım şey olan bu belirsizlikle mücadelem. Ne kadar yol aldığımı sansam da küçük bir bekleyişin içinde bile eski halimle karşılaşıyorum. Hâlâ belirsizlik karşısında bir çocuk gibi tedirginim. Bekleyemiyorum, hemen bilmek, hemen emin olmak istiyorum. En çok da bunun yıllardır değişmemiş olmasına üzülüyorum. Bazen oturup düşünüyorum: İnsan bu kadar zaman geçtiği hâlde neden hâlâ aynı yerde tökezler?
Belirsizlik yalnızca gelecek hakkında değil; bazen insanlar, ilişkiler, hatta kendi hislerim hakkında bile. Bir gün kendime güveniyorum, ertesi gün her şeyin kayıp gideceğine inanıyorum. Bir söz, bir bakış, bir sessizlik… bütün güvencemi yıkabiliyor. Bu hâlin bende yarattığı yorgunluğu anlatmak zor. Dışarıdan belli olmuyor belki ama içimde hep bir titreme var. İnsanların gözünde güçlü göründüğüm anlarda bile içimde küçük bir panik gizleniyor. Hâlâ öğrenemedim, her şeyi bilemeyeceğim hâlde yaşamaya devam etmeyi. Belki de en büyük hayal kırıklığım hâlâ değişmemiş olmam. Hâlâ bilinmezliğin karşısında ürken o eski benliğin gölgesindeyim. Ve itiraf etmeliyim bu hâlimi kabullenmek bile bazen zor geliyor.
İnsan, belirsizliği yok etmez ama onunla yan yana yürümeyi öğrenir. Bugün bu yazıyı yazarken anlıyorum ki yıllardır değiştiremediğim bu yönüm; umutla korkunun aynı anda yaşadığı bir alan. Umut etmeyi, merak etmeyi, beklemeyi öğrenmek de onun bir parçası.
Mesele, belirsizliği sevmek değil; ondan kaçmamayı öğrenmektir. Ve ben hâlâ bu yolda ilerliyorum.
Eğer siz de belirsizlikle boğuşuyorsanız, bilin ki yalnız değilsiniz. Belki hepimiz biraz eksik ve biraz sabırsızız.




Yorumlar