top of page

Aklın Yolu mu, Kalbin Sesi mi?



Bugün sizinle hepimizin içinde bir yerde dönüp duran bir konudan konuşmak istiyorum: mantık mı, kalp mi?

Bu soru öyle bir soru ki, cevabı her seferinde değişiyor. Bazen “tabii ki kalp!” diyoruz, bazen de “yok ya mantıksız hareket etmemek lazım.” Kalbimiz birine, bir şeye, bir hayale yöneldiğinde mantığın sesi kısılıyor. Mantığımız devreye girdiğinde de kalp, köşesinde sessizce “ama…” diyor. Ben bu konuyu özellikle son zamanlarda çok düşündüm. Çünkü fark ettim ki, insan her kararında aslında biraz bu ikisinin arasında kalıyor. Ne kadar akıllı, olgun ya da duygusal olursak olalım, hayatın bir yerinde hep şu cümleyi kuruyoruz: “Keşke biraz daha kalbimi dinleseydim.” ya da “Keşke biraz daha mantıklı olsaydım.” Hiç bitmeyen bir denge arayışı gibi bu.


Bazen bir şey yaşarken fark etmeden kalbimiz öne geçiyor. O kadar yoğun hissediyoruz ki, düşünmeye fırsat kalmıyor. Kalp bir şeyi istediyse, onun neden olmayacağını anlatmak çok zor. Çünkü o anda mantığın sesi, duyguların gürültüsü arasında kayboluyor. Kalp, “bunu yap” diyor. Oysa mantık hemen araya giriyor, “ama gerçekler öyle değil” diye uyarıyor. Kalbi dinlemek sanki zayıflık gibi gösterildi. Oysa kalbi susturmak, insanın içindeki yaşam enerjisini de susturuyor. Mantık güvenli bir alan sunuyor evet, ama o güven bazen fazla ruhsuz bir şeye dönüşüyor. Hayatın rengi, duygularla geliyor. Heyecan, sevinç, pişmanlık, hepsi kalbin işidir. Mantık, bunların hiçbiriyle uğraşmak istemez. Her şeyi kontrol altında tutmak ister. Ama hayat kontrol edilerek yaşanmıyor. Hayat, hissedilerek yaşanıyor.


Bir dönem hayatımda hep kalbimi dinledim. Ve sadece kalple yaşamak insanı çok yoruyor evet doğru. Kalp çok güzel hissettiriyor ama aynı zamanda çok kırılgan. Sadece kalbini dinlemek cesur olmak değil, bazen de kendini ateşe atmak olabiliyor. İşte o zaman mantığın sesine ihtiyaç duyuyorsun. “Bir dakika” diyen, “dur ve düşün” diyen o sese. Ben artık karar verirken sadece doğruyu bulmaya çalışmıyorum, kendimi kaybetmemeye çalışıyorum. Çünkü bazen en doğru karar bile seni sen olmaktan uzaklaştırabiliyor. Mantıkla alınan bir kararın sonucunda her şey yolunda gidebilir ama içindeki huzur kaybolabilir. Kalple alınan bir kararın sonunda üzülürsün belki, ama bir şekilde kendine sadık kalmış olursun. İşte o sadakat, bazen sonuçtan daha kıymetli oluyor. Çünkü sonunda dönüp baktığında “keşke yapmasaydım” desen bile, “en azından kendimi kandırmadım” diyorsun. Bu da insana garip bir huzur veriyor.


Bence mantık çok değerli, ama kalbin dokunduğu yer bambaşka. Mantık çoğu zaman bize “doğru” olanı öğretir, ama kalp “insanca” olanı hatırlatır. Mantık, hayatı planlamayı sağlar; kalp, o planın içinde ruhumuzu kaybetmememizi. Bu yüzden kalp, bizi insan yapar. Mantık, “kırılmamak için mesafeni koru” der. Kalp, “ama o da bir insan, anlamaya çalış” der. Mantık, “herkes kendi derdine düşmüş” diye uyarır. Kalp, “olsun, sen yine de el uzat” diye fısıldar. Mantık “önce sen” derken, kalp “önce biz” der. Birini tamamen dinlediğinde diğeri eksik kalır. Fazla mantık seni korur ama soğutur; fazla kalp seni ısıtır ama yorar. Biri duvar örer, diğeri o duvarı yıkar. İşte bu yüzden, insanın içindeki denge bazen vicdanla kuruluyor. Çünkü vicdan, kalbin sesiyle mantığın arasındaki köprüdür.


Sadece mantıkla yaşadığında, hayat biraz hesap defterine dönüyor. Kimin ne yaptığı, ne kazandığın, ne kaybettiğin hep bir karşılaştırmaya dönüşüyor. Her şeyi ölçüp biçtiğinde, hissetmeyi unutuyorsun. Birinin neden öyle davrandığını anlamaya çalışmak yerine, “bu bana zarar verir mi?” diye düşünüyorsun. Ve bir noktadan sonra, insan olmanın o sıcak tarafı sönüyor. Kalp işte o sıcaklığı yeniden yakıyor. Mantığın susturduğu yerden merhamet başlıyor. Kalp seni kırılgan yapar ama aynı zamanda şefkatli de kılar. Çünkü kalp sayesinde birinin acısını hissedebilirsin, bir yabancının gözündeki hüznü fark edebilirsin. Kalp olmasa, sadece kendi konforunu düşünen bir varlığa dönüşürsün. Mantık bize hayatta kalmayı öğretir, ama kalp yaşatmayı. Ve bence ikisi arasındaki fark tam olarak bu: mantık yaşamak içindir, kalp yaşatmak için. Belki de o yüzden, kalp bazen en mantıksız görünen anda bile “biraz daha sabret”, “biraz daha sev”, “biraz daha anla” der. Mantık o anda “kendini düşün” dese bile kalp bunu duymaz. Çünkü kalp kendini değil, bütünü hisseder. O bütünlükte bencillik yoktur. Orada, sadece insan olmanın derin bir sıcaklığı vardır.


Şu bir gerçek ki mantık bizi ayakta tutar ama kalp bizi daha insan yapar. Mantık yol gösterir ama kalp o yolda neden yürüdüğümüzü hatırlatır. İkisi arasında denge kurmak gerçekten zordur ama insan olmanın anlamı da biraz orada gizlidir. Çünkü kalbini tamamen susturduğunda eksilirsin, ama sadece onunla yaşadığında da tükenirsin. En güzeli, aklınla yön bulup kalbinle yürümek.


Bir gün bir karar verirken durup kendine sor. ‘Bu kararı kim veriyor, aklım mı, kalbim mi?’ diye.



 
 
 

Yorumlar


  • Instagram

© 2025 Emine’nin Blogu – Tüm Hakları Saklıdır

bottom of page