top of page

İyilik Nedir, Gerçekten Ne Bekleriz?


İyilik kelimesini hepimiz sık sık kullanıyoruz. Birine iyilik yaptığımızı söylüyoruz ya da bir davranışı “iyilikti” diye tanımlıyoruz. Ama bu kelimeyi ne kadar kullanırsak kullanalım, neyi tam olarak anlattığını çoğu zaman durup düşünmüyoruz.

Sözlüklerde iyilik genellikle “karşılık beklemeden yapılan yardım, iyi olma hali” şeklinde tanımlanır. Ancak insan ilişkilerinin içine girdiğimizde bu tanımın çok daha genişlediğini, hatta bazen yetersiz kaldığını görürüz. Çünkü iyilik, yalnızca bir davranış değil; insanın iç dünyasından dışarıya taşan bir yöneliştir.


Bir insanın başka bir insana iyilik yapma biçimi çok farklı olabilir. Bazen bir cümle kurmadan yanında durabilmektir bu, bazen bir şeyi söylemeden anlayabilmek. Bazen de sadece karşındakinin yükünü görüp onu hafifletmeye niyet etmektir. Yani iyilik dediğimiz şey, tek bir kalıba sığmaz; insanın içindeki pek çok duygunun birleşiminden doğar.

Bu duyguların içinde merhamet vardır; bir başkasının zorlandığını fark edip ona kayıtsız kalamamak. Vicdan vardır; doğru olmayan bir şeye içten içe itiraz edebilmek. Empati vardır; karşındakinin ne hissettiğini anlamaya çalışmak. Sevgi vardır; birinin varlığını önemsemek. Saygı vardır; onun sabrını ve değerini görebilmek. Ve bazen de sadece insanın “görme” hali vardır; kimsenin fark etmediğini fark etmek gibi. Bu yüzden iyilik, dışarıdan bakıldığında basit görünse de aslında oldukça katmanlıdır.


Aynı davranış, farklı insanlarda farklı duygulardan doğabilir. Birine gülümsemek birinde nezaketten gelirken, bir başkasında kırmamak isteğinden doğabilir. Bir yaşlıya yer vermek bazen saygının doğal bir sonucu olurken, bazen de onun zorlandığını fark etmenin sessiz bir karşılığıdır. Bir canlıya bir şey yapmak ise çoğu zaman merhametin en sade halidir.

Ama insan ilişkilerine gelindiğinde bu geniş anlam daralmaya başlıyor. Bir tarafın verdiği emek, diğer tarafın fark edişiyle aynı çizgide buluşmuyor. Bir kişi için çok büyük anlam taşıyan bir davranış, başka biri için hayatın içinde fark edilmeden geçen sıradan bir an olabiliyor.

İnsanlar aynı olayları yaşamalarına rağmen aynı yerden hatırlamıyor. Biri “çok şey yaptım” derken, diğeri “yapmasaydın” diyebiliyor.

Ve bu yüzden insanlar kendilerini bir noktadan sonra şu cümlenin içinde buluyor: “Ben sana bunu yaptım.” Bu serzeniş aslında bir hesap çıkarmaktan çok, görülme ve anlaşılma ihtiyacının dile gelme halidir. Buna karşılık verilen “yapmasaydın” cevabı ise meselenin özünü tamamen ıskalar; çünkü burada konuşulan şey yapılan iyiliğin kendisi değil, o iyiliğin değersizleştirilmesi, yok sayılması ve karşılık olarak kıymetinin örtüldüğü bir hale dönüşmesidir.

Oysa iyilik dediğimiz şey yalnızca yapılan şey değil, hissedilen de bir şeydir. Sadece yapılan davranışların toplamı olmaktan çıkıp; hatırlanan, hissedilen ve yorumlanan bir şeye dönüşür. İnsan zihni yapılanlar kadar yapılmayanları da kaydetmeye başlar. Söylenmeyen sözler, eksik kalan ilgiler, görülmeyen çabalar, verilmeyen emekler... Eminim ki çoğumuz, yaptığımız şeylerin karşılığını hesaplayarak hareket etmiyoruz. Ki zaten iyilik karşılık beklenerek yapılan bir eylem değildir. Bu iyilik hali daha çok empatiyle başlar; karşımızdakini anlayabilme, onun yerine kendimizi koyabilme ve onun yükünü fark edebilme haliyle. Ardından karakterimiz, vicdanımız ve doğru bildiğimizi yapma isteğimiz devreye girer ve bütün bunların birleşiminden ortaya çıkar.

Yapılan şeylerin tamamen görünmez kalması doğru değildir. Çünkü insanın en temel ihtiyaçlarından biri görülmektir. Sadece fiziksel olarak değil; emeklerinin, duygularının ve niyetinin fark edilmesiyle görülmek. İyilik dediğimiz şey, bir insanın diğerine ne verdiğinden çok, karşı tarafın bunu nasıl gördüğüyle, nasıl karşıladığıyla ve hatırlandığıyla ilgili bir meseledir.


Allah Rahman Suresi’nde “İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?” buyurarak, iyiliğin özünde bir ticaret ya da hesap ilişkisi olmadığını, fakat yapılan iyiliğin tabiatı gereği iyilikle karşılık bulmasının beklenen ve olması gereken bir denge olduğunu ifade eder. Yani iyilik, bir alışveriş mantığıyla yapılmaz; ancak iyiliğe verilen karşılığın da kötülük olmaması gerektiğini, bunun insanlık ve adalet duygusuna aykırı olduğunu hatırlatır.


Peki biz, iyiliğin bu dengesini koruyabiliyor muyuz; yoksa bambaşka bir karşılığa mı dönüştürüyoruz?



 
 
 

Yorumlar


  • Instagram

© 2025 Emine’nin Blogu – Tüm Hakları Saklıdır

bottom of page