top of page

Gerçekte Çirkin Olan Kimdi?


"Büyük acılar dilsizdir." — Victor Hugo

Geçenlerde karşıma çıkan bu söz, beni yıllar önce okuduğum Notre Dame'ın Kamburu romanına götürdü.

Kitabı okuyalı uzun zaman geçmiş olsa da aklımda kalan şey sadece olaylar değil, bıraktığı bir soruydu:

Gerçekten çirkin olan ne?

Quasimodo'nun yüzü mü, yoksa insanların onu gördükleri anda verdikleri acımasız hükümler mi?

Bazı kitaplar vardır; karakterlerin isimlerini unutursunuz, olayların sırasını karıştırırsınız ama geride bıraktıkları düşünce sizinle kalır. Victor Hugo'nun bu romanı da benim için böyle eserlerden biri. Çünkü kitap aslında yalnızca bir adamın hikâyesini anlatmıyor. İnsanların bakışlarını, önyargılarını ve ne kadar hızlı hüküm verebildiklerini de anlatıyor. Düşünün. Günlük hayatta bir insanı ilk kez gördüğümüzde onun hakkında ne kadar çabuk fikir sahibi oluyoruz. Nasıl giyindiğine, nasıl konuştuğuna, yüz ifadesine hatta bazen sadece duruşuna bakarak onun kim olduğuna karar veriyoruz. Üstelik çoğu zaman bunun farkında bile olmuyoruz.

Belki de bu yüzden Quasimodo'nun hikâyesi yıllar geçse de güncelliğini kaybetmiyor.

Çünkü Quasimodo sadece bir roman karakteri değil. O, insanların dış görünüşü yüzünden görmezden geldiği herkesin sembolü gibi. Roman boyunca insanlar Quasimodo'ya baktıklarında bir insan görmüyorlar. Bir görüntü görüyorlar. Bir kusur görüyorlar. Bir farklılık görüyorlar. Ama onun hislerini, korkularını, sevgisini ya da sadakatini görmek için durup bakmıyorlar. Peki, bizler acaba hayatımız boyunca kaç kişiyi gerçekten tanımadan değerlendirdik? Sadece birkaç saniyelik bir izlenimle insanlar hakkında kararlar veriyoruz. Sonra da o kararların doğru olduğuna inanıyoruz. Oysa çoğu zaman gördüğümüz şey gerçek değil; kendi zihnimizin ürettiği yorumlar. Bir insanın sessiz olması kibirli olduğu anlamına gelmeyebilir. Bir insanın konuşkan olması samimi olduğu anlamına gelmeyebilir.Bir insanın güzel görünmesi iyi biri olduğunu göstermediği gibi, alışılmışın dışında görünmesi de kötü biri olduğunu göstermez.

Victor Hugo'nun romanını etkileyici yapan şeylerden biri de burada ortaya çıkıyor. Okuyucuya doğrudan ders vermeye çalışmıyor. Bunun yerine bir karakterin üzerinden bizi kendi davranışlarımızla yüzleştiriyor.

Bu yüzden kitabı okurken asıl rahatsız eden şey Quasimodo'nun görünüşü değil. İnsanların ona davranış biçimi. Çünkü acımasızlık her dönemde aynı acımasızlık. Aradan yüzlerce yıl geçse de insanların dışlanan birine karşı tavrı çok değişmiyor. Bugün artık kimse şehir meydanlarında insanları teşhir etmiyor olabilir. Ama bir insanın kilosu, yüzü, boyu, giyimi ya da konuşma şekli üzerinden yapılan yorumlar hala hayatımızın içinde.

Üstelik bunu bazen yetişkinler yapıyor. Bazen eğitimli insanlar yapıyor. Bu yüzden romanın asıl konusu bana göre fiziksel farklılık değil. İnsanların farklı olana karşı gösterdiği tavır. Çünkü çoğu zaman insanlar güzelliği bir erdem gibi görüyor. Oysa güzellik bir başarı değildir. Kimse nasıl doğacağını seçmez. Kimse yüz hatlarını seçmez. Kimse sesini, boyunu ya da bedenini seçmez.

Ama insanlar karakterlerini seçebilir. Merhameti seçebilir. Adaleti seçebilir. Birini anlamaya çalışmayı seçebilir.

Bu yüzden romanın sonunda akılda kalan şey Quasimodo'nun görüntüsü değil, onun insanlığı oluyor.

Çünkü bir süre sonra dış görünüş arka planda kalıyor. Yerini davranışlar alıyor.

Gerçek hayatta da böyle değil mi? Hayatımız boyunca tanıdığımız insanları düşündüğümüzde onları güzel ya da çirkin oldukları için hatırlamıyoruz.

Bize nasıl hissettirdikleri için hatırlıyoruz. İyi kalpliyse hatırlıyoruz. Kırıcıysa hatırlıyoruz. Yanımızda olduysa hatırlıyoruz. Bizi yarı yolda bıraktıysa hatırlıyoruz. Yıllar geçtikçe yüzler bulanıklaşıyor ama davranışlar hafızada kalıyor. Belki de Victor Hugo'nun vermek istediği mesajlardan biri buydu. Dış görünüş ilk bakışta dikkat çeker ama insanı asıl tanımlayan şey değildir. Tüm mesele, bir insanın başkalarına nasıl davrandığıdır.

Bu yüzden bugün o eski soruya dönüp tekrar bakıyorum: Gerçekten çirkin olan ne?

Yüzümüzde taşıdığımız kusurlar mı? Yoksa başkalarının kusurlarını görmek için gösterdiğimiz isteklilik mi?

Romanın yıllardır unutulmamasının sebebi budur. Çünkü Quasimodo'nun hikâyesi sona erse de geride bıraktığı soru yaşamaya devam ediyor. Ve galiba her nesil, bu soruya kendi cevabını vermek zorunda kalıyor.


Peki sizce bizler hala; Quasimodo'nun yüzüne mi bakıyoruz, yoksa kalbine mi?

 
 
 

Yorumlar


  • Instagram

© 2025 Emine’nin Blogu – Tüm Hakları Saklıdır

bottom of page